Prag’a gitmemizin sebebi turizm değildi. Affect-EVO COST aksiyonunun WG3 çalışma grubunun ilk yüz yüze toplantısı Prag 6’daki Technology Centre Prague’da yapıldı. Bu yüzden şehri tipik bir gezgin gibi değil, sabahları toplantıya giden, öğleden sonralarını ve akşamlarını şehre ayıran biri olarak gezdik. Belki de bu sayede bir haftanın sonunda şunu fark ettik: herkesin mutlaka görmemizi söylediği yerler arasında bizi hayal kırıklığına uğratanlar vardı; yolumuzun üstüne tesadüfen çıkan ya da kimsenin pek sözünü etmediği köşelerin ise birçoğu bizi çok etkiledi.

11 Mayıs öğleni indik. Havalimanından bir Bolt’la evin anahtarını almaya, ikinci bir Bolt’la eve geçtik; öğleden sonra yerleşmiş, internete bağlanmış, kahvemizi yapmıştık. Evimiz Malá Strana’da, Wallenstein Bahçesi’nin hemen dibindeydi. Bu, şehri gezme biçimimizi tamamen belirledi: her sabah bahçenin içinden geçerek çıkıyor, her akşam aynı yoldan dönüyorduk.

Toplantı Günleri

12 ve 13 Mayıs, Affect-EVO WG3’ün ilk yüz yüze toplantısına ayrıldı. İlk gün geçerlilik çerçevesi, diğer AB ağlarının sunumları ve öğleden sonra alt grup tartışmaları vardı; ikinci gün alt grupların raporları ve sonraki adımların belirlenmesiyle toplantı öğleden sonra sona erdi.

İlk günün akşamı tarihi Prag’da bir akşam yemeği vardı. Dvorek pod Hradem’de yedik: servis yavaştı ama yemek güzeldi.

Wallenstein Bahçesi ve Malá Strana

Wallenstein Bahçesi girişi ücretsiz bir park; içinde tavus kuşları dolaşıyor ve epeyce fotoğraf, video çekme fırsatım oldu. Burası gezi planımızda yoktu; evimiz şans eseri dibine düşmüştü, bahçeyi de böyle keşfettik. Oturup vakit geçirmek için gerçekten güzel bir yer. Bir akşam Senato binasının önünde bir konser vardı; tam bitişine denk geldik, sadece sonunu yakalayabildik.

Bahçenin içinde Damla Taş Duvarı var: sarkıt benzeri oluşumlarla kaplı yapay bir mağara duvarı. Evimizin dibinde olduğu için gördük; hoş bir yapı ama kendi başına o kadar ilginç değil.

Wallenstein Bahçesi: bir tavus kuşu ve Damla Taş Duvarı Wallenstein Bahçesi: bir tavus kuşu ve Damla Taş Duvarı

Charles Köprüsü

Charles Köprüsü’nün yapımına 1357’de başlanmış; üzerindeki 30 Barok heykelle ünlü ve iki yakaya da çok güzel bir manzara sunuyor. Köprünün en sevdiğim detayı ise bir sayı. Temel taşın atılışı için geleneksel olarak verilen zaman 9 Temmuz 1357, sabah 5:31; yıl, gün, ay, saat ve dakika art arda yazılınca 135797531 çıkıyor: sağdan da soldan da aynı okunan bir palindrom. Efsaneye göre IV. Karl’ın astroloğu, uğurlu saydığı bu tamamı tek rakamlı diziyi bilerek seçmiş; ama saatin de niyetin de hiçbir belgeyle doğrulanmadığını, bunun bir efsane olabileceğini unutmamak lazım.

Köprünün kendisi ise bu hikâyenin vaat ettiği büyüyü pek taşımıyor. Üzerinde dilenciler var ve neredeyse her zaman, özellikle gün batımında, aşırı kalabalık. Tavsiyem: kalabalıktan kaçmak için şafakta ya da gece geç saatte gitmek.

Gün batımında Charles Köprüsü Gün batımında Charles Köprüsü

Eski Şehir Meydanı ve Astronomik Saat

Eski Şehir Meydanı ve Astronomik Saat için beklenti yüksek, ama karşılığı gelmiyor. Saat, 1410’dan beri işleyen ve hâlâ çalışan en eski astronomik saat olarak anlatılıyor; her saat başı havarilerin geçit töreni yapılıyor. Ama ortada ihtişamlı bir gösteri yok, saat kulesi de beklentinin altında kalıyor. Yılın sakin bir zamanında gitmemize rağmen meydan aşırı kalabalıktı.

Prag Kalesi: 450 Korunalık Bilet

14 Mayıs’ta kalenin ana turunu gezdik. Prag Kalesi hem Çekya cumhurbaşkanının resmi konutu hem de Bohemya Kraliyet Mücevherleri’nin evi. Gezi tek bir biletle (450 koruna) yapılıyor ve bilet dört yeri kapsıyor: Aziz Vitus Katedrali, Eski Kraliyet Sarayı, Aziz George Bazilikası ve Altın Yol. Biz de bu dört yeri bu sırayla gezdik.

Aziz Vitus Katedrali ilk durağımızdı ve gördüğümüz en ihtişamlı yapı oldu. İçerisi oldukça etkileyici: Bohemya krallarının gömülü olduğu Kraliyet Mezarlığı ve Aziz Wenceslas Şapeli burada. Alphonse Mucha’nın tasarladığı vitray 1931’de yapılmış; Slavia Bankası fonladığı için vitrayın altına bankanın adı yazılmış. Resmen katedral vitrayına reklam almışlar.

Aziz Vitus Katedrali Aziz Vitus Katedrali

Eski Kraliyet Sarayı ikinci durağımızdı. Defenestrasyonun, yani pencereden atılma olayının gerçekleştiği pencereyi ve sarayın diğer bölümlerini gördük. Pencere sarayın Ludwig Kanadı’nda; devasa tonozlu Vladislav Salonu ise Orta Çağ sivil mimarisinin başyapıtı sayılıyor ve eskiden kapalı alan turnuvaları burada yapılırmış. 1618’de Protestan soylular imparatorun naiplerini bu pencereden aşağı attı; Otuz Yıl Savaşları’nı ateşleyen kıvılcım bu oldu. Naiplerin o yükseklikten düşüp hayatta kalması ise olayı efsaneye dönüştürdü. Tarihi önemi yüzünden bize çok ilginç gelen bir yerdi.

Aziz George Bazilikası üçüncü durağımızdı. Kalenin içindeki en eski yapılardan biri, 920 yılına uzanıyor; Romanesk mimarinin en erken örneklerinden sayılıyor ve akustiğiyle de anılıyor. Dışarıdan renkli görünen ama içi daha sade olan bir kilise; bunu, bir dönemde inşa edilip çok sonra başka bir dönemde restore edilmesine bağlıyorlar. Hoş bir yer, ama biletin içinde olmasa gidilmezdi.

Altın Yol son durağımızdı ve bence 450 korunalık biletin en iyi yeri. Hediyelik eşya dükkânları ortamı biraz bozmuş, ama buna rağmen çok hoş köşeler var. Küçük küçük evlere sırayla giriyorsunuz. Üst katta savunma yapıları ile on beşinci ve on altıncı yüzyıldan kalma çok iyi korunmuş silahlar ve zırhlar sergileniyor; altta ise o küçücük evler. Kafka da bir dönem burada, 22 numaralı evde yazmış. Bir de falcının evi vardı.

Altın Yol; mavi olan 22 numara, Kafka'nın evi Altın Yol; mavi olan 22 numara, Kafka’nın evi

Müzeler

Ulusal Müze’nin tarihi binası kuralı bozan tek yer oldu: herkesin önerdiği ve gerçekten hakkını veren, Prag’da bizi en çok etkileyen yer. Wenceslas Meydanı’nın tepesindeki bu Neo-Rönesans bina, Çek Ulusal Uyanışı’nın sembolü sayılıyor; biz de günün tamamını ona ayırdık. Yedi saat gezdik ve bence yine de yeterince ayrıntılı gezemedik; müze tek günde gezilemeyecek kadar büyük. Özellikle sergilenen kitaplara bayıldım. Çektiğimiz fotoğraflar üzerinden sonradan araştırma yapıp daha iyi anlamayı düşünüyorum. Giriş yaklaşık 350-400 korunalık tek bir biletle yapılıyor ve bu bilet yalnızca Ulusal Müze’nin iki binasını, yani tarihi binayla yeni binayı kapsıyor. Bazı çevrimiçi kaynaklarda biletin Ulusal Müze’ye bağlı başka müzeleri de kapsadığı yazıyor; bizim aldığımız bilet kapsamıyordu, hepsini kapsayan bir bilet de bulamadık. Aşağıda anlattığım Çek Müzik Müzesi için de ayrı bilet gerekti.

Ulusal Müze: bir Orta Çağ el yazması, mineral koleksiyonu, bir şövalye miğferi ve kılıcı Ulusal Müze: bir Orta Çağ el yazması, mineral koleksiyonu, bir şövalye miğferi ve kılıcı

Yeni bina ise asıl müzenin devamı gibi düşünülmeli. 1937’de Prag Borsası olarak inşa edilmiş, 1968-1973 arasında Federal Meclis için üzerine eklenen brütalist-modernist yapıyla bugünkü hâlini almış; 1995-2009 arasında da Radio Free Europe’un merkezi olmuş. 2019’dan beri tarihi binaya bir yer altı tüneliyle bağlı. Yirminci yüzyıl bu bölümde sergileniyor; girişi aynı bilet karşılıyor.

Etnografya Müzesi’nin girişi 100 koruna; içerik olarak tipik bir etnografya müzesiydi, ama özellikle maskelerin olduğu bölümler çok hoşumuza gitti.

Çek Müzik Müzesi eski bir Barok kilisede kurulu. Dört yüze yakın enstrüman sergileniyor, bazılarını ziyaretçiler de çalabiliyor ve koleksiyonda Mozart’ın çaldığı tarihi bir piyano da var. Büyük bir müze sayılmaz, ama çok hoş.

Yürüyüşler ve Anıtlar

Franz Kafka’nın Dönen Kafası kaldığımız yere yakın değil; Nové Město’da, Národní třída yakınında bir alışveriş merkezinin (Quadrio) önünde duruyor. Şehrin simgelerinden biri hâline gelen bu kinetik heykel, David Černý’nin 42 dönen paslanmaz çelik katmanından oluşuyor. Mekanizmanın sessiz çalışması ilginç geldi, ama etrafında hiçbir teknik bilgi ya da nasıl çalıştığına dair bir açıklama yok. Sadece “saatte 1 kez çalışır” yazıyor, o da yanlış: heykel yarım saatte bir çalışıyor.

Petřín Kulesi’ne çıkmadık; açıkçası ilgimizi çekmedi. Kule, 1891 Jübile Sergisi için inşa edilmiş, Eyfel Kulesi’ni andıran 63,5 metrelik bir çelik yapı ve Prag’ın en geniş panoramasını sunduğu söyleniyor. Ancak kulenin bulunduğu tepe ve etrafındaki park çok güzel. Burayı kuleye çıkmak için değil, çevresinde yürümek için düşünmek lazım.

Petřín Kulesi Petřín Kulesi

Heydrich Terörü Kahramanları Ulusal Anıtı’nın girişi ücretsiz, ama saatine yetişemediğimiz için içini gezemedik. Mekân, Heydrich’e suikast düzenleyen Anthropoid Operasyonu paraşütçülerinin saklandığı Aziz Kiril ve Metodiy Kilisesi’nin kriptası. Kurşun izlerini dışarıdan gördük. Prag, II. Dünya Savaşı’nı altyapı olarak büyük bir yıkım yaşamadan atlatmıştı, ama bu duvardaki izler o dönemin yaralarını hâlâ taşıyor. İnsanın içini burkan bir yer; ulusal kimliği korumanın ve teslim olmamanın önemini hatırlatıyor.

Pembe Mayıs Şarap ve Gastronomi Festivali

16 Mayıs’ta Náplavka rıhtımındaki Pembe Mayıs (Růžový máj) Şarap ve Gastronomi Festivali’ne uğradık: otuzdan fazla şarap üreticisi, Akdeniz sokak yemeği standları ve canlı müzik.

Dans Eden Ev Pembe Mayıs festival alanına giderken meşhur Dans Eden Ev’in önünden de geçtik.

Prag bize bu hafta boyunca hiç tanımadığımız türden ince, aralıklı bir yağmur gösterdi. Neredeyse her gün yağmur başlıyor, on-on beş dakika sürüp kesiliyordu. Gün içinde defalarca başlayıp aynı hızla duruyor, bıraktığı ıslaklık da hemen kuruyordu. Damlalar çok ince, sağanaklar kısa olduğu için bizi pek ıslatmıyordu. Bunu en çok festivalde fark ettik: bankların üstündeki suyu silip oturduk, yağmur başladığında bile sığınacak yer aramadık ve günün sonunda doğru dürüst ıslanmamıştık.

Yemek

Lokál, geleneksel Çek yemekleri ve taze tank birası için ideal bir yer; biz Svíčková yedik. Yemek güzeldi, ama içki seçenekleri kısıtlıydı: IPA yoktu; masamıza oturan adam da sorup aynı cevabı almıştı. Sıra sistemi belirsiz, garsonlar bunalmış durumda, bu yüzden kimse size yardımcı olamıyor.

Masada ilginç bir misafirlik yaşadık: altı kişilik masamıza, arada bir boş sandalye bırakarak iki kişi daha oturttular. Yanımıza oturan adam İngiltere’dendi, eşi ise Amerikalıydı; ikisi de ABD’den gelmişti. Cüzdanını çıkardığında benimkinden neredeyse hiç farkı yoktu; tek fark onunkine AirTag takılı olmasıydı. Sohbet ilerledikçe hikâye bir şekilde İstanbul’a bağlandı: eşinin çocukluk arkadaşının annesi Türk bir şarkıcıymış; o arkadaşın kızı da tek kelime Türkçe bilmeden İstanbul’a taşınmış ve üç yıldır orada yaşıyormuş. Prag’da bir birahane masasında İstanbul’a varan bir hikâye dinlemek hoştu.

Dönüş

18 Mayıs’ta havalimanına giderken geriye dönüp baktığımda, listelerin başındaki yerler aklımda en silik kalanlar oldu: Astronomik Saat’in önündeki kalabalık, köprüdeki izdiham. Aklımda kalanlar ise plansız olanlardı: evimizin dibine şans eseri düşen bir bahçe ve tavus kuşları, bizi bir türlü ıslatamayan ince yağmur, bir birahane masasında İstanbul’a bağlanan bir hikâye. Kuralın tek istisnası, yedi saatin bile yetmediği Ulusal Müze’ydi. Prag’a yeniden gidersek, rehber kitabın listesinden çok yine yolumuzun üstüne ne çıkarsa onun peşinden gitmek istiyorum.

Pratik Notlar

  • Tarihler: 11–18 Mayıs 2026.
  • Ücretsiz olanlar: Wallenstein Bahçesi ve Damla Taş Duvarı (Nisan-Ekim arası açık), Charles Köprüsü, Astronomik Saat’i izlemek, kale bahçeleri, Heydrich Anıtı.
  • Prag Kalesi bileti: tam 450 koruna (yaklaşık 18-19 €), indirimli 300 koruna (6-16 yaş, öğrenciler, 65+), aile 950 koruna (iki yetişkin ve beş çocuğa kadar), 6 yaş altı ücretsiz.
  • Diğer ücretler: Eski Belediye Binası kulesi yaklaşık 300 koruna; Ulusal Müze (iki bina) yaklaşık 350-400 koruna; Etnografya Müzesi 100 koruna; Çek Müzik Müzesi yaklaşık 120 koruna; Petřín Kulesi yaklaşık 220 koruna.
  • Wallenstein Bahçesi’ni kalabalıksız gezmek için sabah daha iyi.
  • 22 ve 23 numaralı tramvaylar, şehrin ana mekânlarından geçen ucuz bir manzaralı tur; tüm toplu taşıma biletleri PID Lítačka uygulamasından alınıyor.
  • Pastanede (cukrárna) Větrník (karamel kremalı rüzgâr gülü çöreği) isteyin.
  • Praglılar şehirlerini “dünyada Kübist mimariye sahip tek şehir” diye tanıtıyor. Abartılı bir ifade (Kübist yapılar Çekya’nın başka şehirlerinde de var), ama Kübizmin mimariye bu ölçüde uygulandığı başka bir yer pek yok. En bilinen örneği Siyah Madonna Evi.

Bir Dahaki Sefere

Bu gezide gidemediklerimizden bir liste derledik. Görülmesi gerekenler: Vyšehrad Kalesi, Komünizm Müzesi, Letná Parkı’ndaki Prag Metronomu, Petřín’in eteklerindeki Komünizm Kurbanları Anıtı ve Ulusal Teknik Müze. Kale arkasındaki Nový Svět sokakları, Barok teraslı Vrtba Bahçesi, Kübizm Müzesi ve Grand Café Orient’in bulunduğu Siyah Madonna Evi, Perlová Sokağı ve DOX da listeye girdi. Strahov Kütüphanesi ve Klementinum her rehberde yer alsa da fazla turistikleştikleri için ziyaret etmeyi düşünmüyoruz.

Yeme-içme tarafında bir sonraki sefere Kantýna (kasap-restoran konsepti), Eska (Karlín’de modern fırın), Pekárna Praktika (gerçek kolache), Vnitroblock ve BeerGeek Bar kaldı.